Prof. Dr. Kemal Kocabaş
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) ve Konak Belediyesi 19 Ocak 2013 Cumartesi günü Dr. Selahattin Kültür Merkezi'nde dört oturumluk bir sempozyumu gerçekleştiriyorlar. 17 bildirinin konuşulacağı sempozyumda Ahmet

Soner'in hazırladığı "Hasanoğlan Belgeseli" ve Kemal Kocabaş tarafından hazırlanan sempozyum kitabı da katılımcılara sunulacak. YKKED, Mustafa Necati (2009), İsmail Hakkı Tonguç (2010) ve Hasan-Ali Yücel (2011) sempozyumlarından sonra paydaşlarıyla beraber "Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü 70 Yaşında" sempozyumuyla eğitim tarihimizin aydınlık bir kazanımını günümüze taşıyor.

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) ve Konak Belediyesi  19 Ocak 2013 Cumartesi günü  Dr. Selahattin Kültür Merkezi'nde dört oturumluk bir sempozyumu gerçekleştiriyorlar. 17 bildirinin konuşulacağı sempozyumda Ahmet Soner'in hazırladığı "Hasanoğlan Belgeseli"   ve  Kemal Kocabaş tarafından  hazırlanan  sempozyum kitabı da katılımcılara  sunulacak. YKKED, Mustafa Necati (2009), İsmail Hakkı Tonguç (2010) ve  Hasan-Ali Yücel (2011) sempozyumlarından sonra paydaşlarıyla beraber  "Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü  70 Yaşında" sempozyumuyla  eğitim tarihimizin aydınlık bir kazanımını günümüze taşıyor.

            Bu sempozyumun, üniversitelerin  küresel-kapitalist piyasacı bir anlayışla yeniden şekillendirme ve siyasal iktidarın kontroluna  bırakma çabalarının yoğunlaştığı bir dönemde yapılması anlamlıdır.  Sempozyum, 1940'lı yıllarda toplumcu, aydınlanmacı bir yüksek öğretim kurumu örneği olan "Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nün" (HYKE) 70. kuruluş yıldönümünü bir sempozyumla taçlandırarak  yüksek öğretim konusunda yeniden düşünmemizi amaçlamaktadır. 5 Ocak 2013  günü gazetelerde Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün'ün bazı fakülte ve yüksekokulların piyasada işgücü açısından karşılığı olmadığı gerekçesiyle kapatılacağını ilişkin ibret verici açıklama piyasacı anlayışın geldiği nokta anlamında çarpıcıdır. Bakan Ergün, fen fakültelerini örnek göstererek  üniversitelerin bilim üretmek yerine piyasanın işgücü için eleman yetiştirecek alanlar haline dönüştürülmesi gerektiğini belirterek "Piyasanın ihtiyacını karşılamayan üniversite olmasın, kapatılsın" diyerek "piyasa" penceresinden bakarak siyasal iktidarın düşün dünyasını yansıtıyor. Bu üniversite değerlendirmelerde  toplum, halk yani insan yok. Üniversite "her türlü erkten bağımsız" özgürce araştırmalarını yayımlayan, itiraz eden, doğruyu arayan bir kurum olması gerekirken bu anlayışla  adeta bir kamu idaresine dönüştürülerek piyasanın kontroluna bırakılıyor.  Kamuoyunda tartışılan YÖK taslağı ise  "demokratik üniversite" önermiyor ve  30 yıllık anti-demokratik  YÖK yasasını da  aşamıyor.    

            Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü (HYKE) eğitim tarihimizde kısa fakat aydınlık bir sayfanın adıdır. Tonguç emeğidir, bir Anadolu  imecesidir.  1940'lı yıllar savaş yıllarıdır. Trakya boşaltılmaktadır. Hitler'in orduları 1941 yılında Balkanlar'dadır. Kepirtepe Köy Enstitüsü  boşaltılır ve  öğrencileri öğretmenleriyle birlikte Hasanoğlan köyüne taşınır. Burada 10 Temmuz 1941 günü sabahı yeni bir enstitünün ilk kazmasını onlar vuracaklardır. Tonguç, Kepirtepeliler'e  "Dünya bu durumda iken sizler en insanca bir savaşın kahramanlarsınız" diyerek selamlar. Kepirliler sekiz ay boyunca  15. Enstitü olan Hasanoğlan'da  imecesinde onurla  yerlerini alırlar.  14 farklı enstitü  imece  ekibi  Hasanoğlan'daki  imecesine katılır.  Enstitüler sisteminin  çok önemli parçası olan HYKE, 1942-1947 yılları arasında,  görünürde Köy Enstitülerine iş eğitiminin ilkelerine uygun öğretmen yetiştirmesi amacıyla kurulmuş olsa  da beyinlerde  1940'lı yılların üniversitesine yönelik eleştirilerin  varlığı ve düşünsel  anlamda  yeni bir üniversite modeli  tasarımı  olduğu da söylenebilir.  Tonguç'un;  "... Bu üniversite ile olmaz. Yüksek Köy Enstitüsü ile biz geleceğin üniversitesini hazırlıyoruz. 21. yüzyılın insanını yetiştireceğiz... Türkiye bu üniversite ile yüksek öğrenim sorununu çözemez... 1933'te üniversite reformu yapıldı ama üniversite medrese geleneğinden kopamadı. Üniversite oturan bir kurumdur, hareketsiz bir kurum. Biz bu kurumla 21. yüzyıla hazırlanamayız..."sözleri 1943 yılındaki yeni bir yüksek öğretim kurumu için  arayışın ip uçlarıdır. İnönü, Tarım Bakanı ve Tonguç'un katıldığı  bir yurt gezisinde  "daha çok enstitü açılması, daha çok tarımcı yetiştirilmesi" en çok konuşulan konulardır. Gezi sonrası mevcut öğretmen yetiştiren kurumların Köy Enstitülerinin temel ilkelerine uygun öğretmen yetiştiremediği ve bu konuda bir sıkıntı olduğu, daha çok enstitünün  açılabilmesi için enstitülere öğretmen yetiştiren özgün bir yüksek öğretim kurumu gereksinimi ortaya çıkmıştır. İnönü desteğini alan Tonguç, Yüksek Köy Enstitüsünün açılmasına ilişkin İlköğretim Genel Müdürlüğünün önerisini 19 Eylül 1942 tarihinde bakanlığa yazar . Bakanlığa yazılan öneride, Çifteler ve Kızılçullu'dan o yıl mezun olacak 105 öğrencinin Hasanoğlan'a çağrılması ve dokuz değişik dalda, altı aylık kurs önerilir. Tonguç'un önerisi aynı gün Talim Terbiye Kuruluna aktarılır ve yaklaşık bir ay sonra kursun başlaması onay görür. 9 aylık uygulamadan sonra 24 Temmuz 1943 tarihinde çıkan asıl kararla, deneme dönemi sonrası kol sayısı 8'e iner, süre 3 yıl olarak saptanır ve amaç genişletilir.

              Eyüboğlu kardeşler; Köy Enstitüleri imecesinde ailecek omuz ve emek verirler. Sabahattin Eyüboğlu Hasanoğlan imecesinde Tonguç'un en yakın dostu olarak Talim Terbiye Kurulunda, Tercüme Bürosu'nda,  öğretmen olarak HYKE sürecinde, Köy Enstitüleri dergisi çıkartılmasında çok önemli katkılar üretmiştir. Sabahattin Eyüboğlu'nun Hasanoğlan'daki  çalışmalarla  ilgili   "Şimdiye kadar yaptığım işlerin en güzelini yaptığımı sanıyorum. Temiz ve gürbüz bir coşku içindeyim." değerlendirmesi dönemin heyecanını aktarması anlamında çarpıcıdır. Hasanoğlan'daki değişim sürecini  Mehmet Başaran " Ankara-Kırıkkale trenini heyecanla beklerdik. Akşamüzeri gelir, bize göre ülkemizin en değerli, en sevilen insanlarını bırakırdı Hasanoğlan durağına. Kapılar açılır, omuzları heybeli Hasanoğlan köylüleriyle birlikte Tonguç inerdi, Sabahattin Eyüboğlu inerdi, Vedat Günyol, Saffet Korkut inerdi aydınlık yüzleriyle. Enstitüyü görmeye gelen dostları, konukları olurdu kimi zaman yanlarında. Sırtımızda boz giysiler, ayaklarımızda postallar, kafalarımızı, yüreklerimizi tazeleyen bu güzel insanlarla "Tohum Saçan Köylü Yontusu"'na doğru bir küme yürürdük. O yontu da ayrı bir hoşnutlukla bizi izliyormuş gibi gelirdi bana" şeklinde aktarır. Tüm anlatılar, bozkırın ortasında  sanat ve kültür merkezi olan,  toplumcu bir anlayışla özgün, yeni bir yüksek öğretim modelinin yaşama geçirilme emeklerini aktarmaktadır. Tonguç, Yüksek Köy Enstitüsünde yetiştirilen öğretmen adaylarının köy eğitim ve eğitbilimini sistemleştirmek amacıyla yetiştirildiğini belirterek  "... Bu sistem sayesinde en ıssız köydeki müsait çocuğu oradan alarak yüksek öğretime kavuşturmak mümkündür. Aynı çocuğu vatanın en ıssız köyünde iş başına koyabildiğimiz gün köklü bir halk eğitimini gerçekleştirmeye başlayacağız. Böylece en derin yerlerde gömülü duran değerler, mensubu oldukları ulusa hizmet etmek üzere fışkırmaya başlayacaktır. Köy eğitim ve öğretiminin amacı budur" saptamalarını yapar. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Yüksek Ziraat Okulu, Gazi Eğitim Enstitüsü, Konservatuar ve ülkenin pek çok yurtsever  aydını, sanatçısı, öğretmeni  HYKE imecesinin paydaşları olurlar. Orta Anadolu'da yüzyıllardan  sonra ilk amfi tiyatro yapılır. 

            HYKE, Tonguç'un öngörüleri doğrultusunda ülke gerçeklerine uygun bir yüksek öğretim sistemi olarak tasarlanarak  iş eğitiminin esaslarına ve memleket gerçeklerine uygun öğretmen yetiştirilmesi amaçlanmaktadır. HYKE  ilk mezunlarını 1945 yılında verir.  inanmaktadır. Düziçi Köy Enstitüsü Müdürü Lütfü Dağlar'a yazdığı bir mektupta "... Asıl davayı Yüksek Köy Enstitüsü çıkışlıların çoğalması çözecektir"  diyerek güvenini ifade eder. Yüksek Köy Enstitüsü öğrencileri  enstitü sisteminin  ürünüydü. HYKE'de   sisteminin  genel merkezi ve   beyni olması amaçlanmıştı.   Dr. Engin Tonguç  "Burası ileride Türkiye'nin sorunlarını, gerçek bir bilimsel yaklaşımla inceleyip çözümler üretecek, yaşamdan kopmamış, dinamik bir yeni üniversitenin, bir Anadolu Üniversitesinin çekirdeği olmalıydı" diyerek HYKE tasarımını yorumlar.  HYKE çıkışlı Abdullah Özkucur  ise "HYKE,  kendine özgü konumu; iş içinde, iş aracılığıyla, iş için öğretmen yöntemi; demokratik, laik, özgürlükçü ve halkçı tutumu, çağdaş gerçekçi ve ilerici düşünce yaşamıyla geleceği köy üniversitesinin çekirdeğini oluşturan bir yüksek öğrenim kurumuydu"  ifadesiyle tanık olduğu süreci aktarır. HYKE, ilk mezunlarını 1945 yılında, ikinci mezunlarını 1946'da ve son mezunlarını 1947 yılında verir. Toplam 209 öğrenci HYKE mezunu olmuştur. HYKE, Yücel ve Tonguç'un görevlerinden ayrılmasına kadar amacı doğrultusunda çalışmalarını sürdürdü, sonra yozlaştırma çabaları başlar ve 27 Kasım 1947'de öğrencileri diğer yüksek öğretim kurumlarına aktarılarak kapatılır. Yüksek kısımda okuyan öğrencilerden 44'ü Ankara Erkek Teknik Meslek Okuluna, 21'i Ankara Kız Teknik Öğretmen Okuluna, birinci sınıfta okuyan 31 öğrenci Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsüne, 32'si Ankara Gazi Eğitim Enstitüsüne ve 30'u  da Ankara Yüksek Makine ve Tarım Aletleri İhtisas Okulu'na verilmiştir.  Zor yıllar başlamıştır. Daha önce Köy Enstitülerine atanan öğretmenler üzerinde büyük bir baskı ve bugünün deyimiyle "mobing" başlar. Yedek subay okulunda bir kısmı çavuş çıkarılır, atamaları yapılmaz.

             HYKE, sadece Köy Enstitüsü çıkışlı öğrencilerini alarak o dönemde köy çocukları için yüksek öğretime açılan bir pencere olmuştur. Ayrıca,  Köy Enstitüleri arasında öğrenci kontenjanlarından birçok eğitsel konuya çok önemli işbirliği ve yönlendirme merkezi işlevi görmüştür. HYKE yönetim kurulu bu anlamda demokratik katılımcılığın özgün bir örneğidir. Kız ve erkek öğrenciler tarafından oluşturulan haysiyet divanları ve bunların başkanlarının HYKE disiplin kuruluna katılması, uzun, işlevsel, dönüt veren staj ve inceleme gezileri sistemin özgün kazanımlarıdır. HYKE,  öğrenci merkezli, araştırmaya dayalı, öğrenmeyi hayatın gerçek sorunları üzerinden gerçekleştiren, demokratik bir eğitim kurumuydu. Tabanda demokratik bir kültürün yaşanarak hayata geçirilmesi eylemiydi. HYKE,  demokratik, katılımcı, kamucu bir yüksek öğretim anlayışının özgün kazanımıydı. Yıl 2012; Türkiye tümüyle piyasacı-küresel güçlere teslim olmuş  üniversite arayışındadır.  Ülkenin demokratik güçleri kendi özgün kazanımlarını daha da geliştirerek ülkenin ve halkın gereksinmelerine uygun demokratik, özerk, kamucu  üniversitesini mutlaka üretecektir.

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Genel Başkanı

E-posta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Dernek Web: www.ykked.org.tr