Orhan Bursalı
Önce Barış’lar için bir not, sonra bir filme davet... Barış’lara hoş çıktınız diyelim. Esas çalışma, iz sürme yeni başlıyor; Odatv çalışanlarına bu tuzağı kim kurdu, sahte belgeleri kim üretti ve bilgisayarlara yükledi; Fethullahçı polisler kimden aldıkları duyuma dayanarak durup dururken Odatv’ye baskın yaptı;

“Tamam bilgisayarlara belgeleri yükledik, şimdi baskın yapabilir ve o belgeleri bulabilirsiniz” tüyosunu kim iletti de polis eliyle koymuş gibi gidip buldu? Bu suç üretme çetesinin ağı hangi uzak ülkeden ülkenin nerelerine kadar uzanıyor?
Gazetecilik yeni başlıyor... Heyecanlı olacak bu iş!
Barış’ların tutumlarını çok beğendim. Çocuklar içerideki arkadaşlarına neredeyse geri döneceklerdi! İyi ki karşılayanlar paçalarından tutup bırakmadılar onları!!!
***
Türkiye’nin bahtı kara yeni bir eğitim rezilliği içine sokulduğu bugünlerde, küt diye bir çağdaş eğitim filmi beyazperdelere yansıdı: Toprağın Çocukları! Yönetmeni Ali Adnan Özgür, kapımı çalıp, “Ağabey ailemin bana mirası olan köy enstitülerini bir aşk öyküsü içinde anlatan bir film çektim. Üç yıl sürdü hazırlıkları. Bu benim ilk uzun metrajlı filmim. Cumhuriyet demek köy enstitüleri demek. Bu, kaçırdığımız büyük bir fırsatın öyküsü. Galasına gel lütfen.”
Çocuk haklı! Üstelik gencecik bir şey! İmrendim, demek uzun metrajlı film çektin ha! Keşke ben de bu yaşta başımı yara kanata böyle işlere girseydim! Gide gide, başımızı gözümüzü siyasetin demir pençelerine teslim ettik!
Cumhuriyet gazetesi yazarlarından başka dayanacak neyi var!? Hayır o kadar değil, “halkı var” dayanacak. Tabii bize de Cumhuriyet tarihinin dünya çapında en özgün projesi olan köy enstitüleri konusunu ele alan bir yapımı başımızın üzerine koymak düşer.
***
Zordur, böyle bir temayı işlemek. Üstelik ucuz popüler kültürün, sıradanlığın önemli ölçüde esir aldığı sinema seyircisini böyle bir filme çekmek!
Koltuklara kurulduk, büyük bir merakla bekliyoruz. Derken, Anadolu’nun bir yöresinde göçebe küçük bir çingene topluluğunun katli ile başlayan soluk kesici bir giriş. “Nedir bu?” yahu derken düğüm ilmik ilmik çözülüyor. Katliamdan kurtulan ana kız bir köy enstitisü binasına sığınıyor.
Çingenelerin katline neden, sözde bir salgın hastalığı taşıdıkları ve yaydıkları hurafesi. Ama ön planda da Hitlerci bir jandarma karakolu komutanı ve köy enstitisünü ahlaka aykırı bulan yöre halkından aşağılık bir idamcı güruh. Komutan bunları kullanıyor, kaçan çingeleri sakladıkları bahanesiyle köy enstitüsü basılıyor.
Bu fotoğraf içinde, köy enstitülerini, eğitimlerini ve çalışmasını öğreniyoruz. Film ünlü Hasanoğlan Köy Enstitüsü binasında çekilmiş. Güzel bir aşk ve duygu eşlik ediyor öyküye. Aşk öyküsü, hâlâ yaşayan bir köy enstitülüden dinlenerek uyarlanmış. Filmde güncel çok gönderme var. İnsancıl ama çağdaş mesaji ile de dikkat çekiyor.
Renkler güzel ve estetik. Aynı zamanda “bir görev filmi çektik” sözleriyle yönetmen ve yapımcı, filmde boy gösteren enstitülerin babası Tonguç’un eğitim hakkında anlatıcı rolüyle, yer yer didaktik tuzakları bilerek koyduklarını ilan etmiş oluyorlar. Bu anlatım, aslında filmin biraz da belgeselliğe oynamasından kaynaklanıyor. Buna da helal olsun derim!
***
Yapımcı, başarılı oyuncu Erkan Can, enstitünün de müdürü rolünde! Oyuncular çok iyi! Şebnem Sönmez, Bahtiyar Engin, Suzan Kardeş, Müge Boz, Banu Başeren, Türkü Turan, Serdal Genç, Ezel Akay, Ufuk Bayraktar. Film tam imece ile çekilmiş. Gönüllü bir katılım. Destek ver diyen koşmuş. Erkan Can’ın babası, Adnan Özgür’ün dedesi köy enstitülü olunca, bu film kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor. Helal olsun bu vefaya da!
Köy enstitüleri demokrasiye ve gericiliğe kurban edilmiş, kapatılmalarıyla Türkiye bugün yaşadıklarımıza mahkûm olmuştur. Şu çok güçlü bir savdır: Köy enstitüleri kapatılmasaydı, Türkiye çağdaşlığın en ileri ülkelerinden biri, belki de birincisi olurdu!
Çünkü bir ülkeyi ülke yapan sadece ve sadece insan kalitesidir..
Bu filme omuz verin. Hemen yarın koşun ve seyredin, seyrettirin..
İmece ile çekilen Toprağın Çocukları’na Türkiye yine aynı imece ile yanıt vermeli!?

16 Eylül 2012 - Cumhuriyet