İnci Aral
İki dünya savaşı arasında, 20. yüzyıl ve Avrupa öncü sanatının en önemli merkezlerinden biri olan Bauhaus Okulu, Almanya savaşın, kargaşanın içindeyken kuruldu.

Yalnızca bir eğitim kurumu olmakla kalmadı, mimarlık ve endüstriyel tasarım alanında yeni açılımlar sağladı. 1919-1933 yılları arasında açık olan okul sanat ve teknolojiyi birleştirme, sanatçı ile toplumu bir araya getirme amacındaydı. Kurucuları ve okulda görev yapan ünlü sanatçılar araştırma ve yaratma süreçlerine rehberlik ediyorlardı. Rokoko ve barok süslemeciliğin yerine işlevselliği ön planda tutuyor, “Sanat toplum içindir” tezini savunuyorlardı.

Çalışmalar geleneksel işkollarını esas alıyordu. Beceri öğrenimi sürecinde, öğrenciler her türden elişçiliğini ustaların yönetiminde pratikle öğreniyor bunun yanında tasarım eğitimi alıyorlardı. Amaç, zanaatkâr yetiştirmek olmasa da her öğrencinin, bir zanaat öğrenmesi zorunluydu. Bauhaus ile toplum ilk kez çağdaş sanatçılar tarafından hayata geçirilen sandalye, abajur, dolap gibi pratik ve estetik günlük eşyayı tanıma fırsatı buldu. Okul, 14 yıllık ömrü boyunca endüstri kültürü tarihinin kırılmalarına tanıklık etti ve çeşitli eğitim süreçlerine örnek oluşturdu.

Böylece tutucu ve gerici çevreleri rahatsız etmekte gecikmedi. Bu kesimler aleyhte tavır alarak Bauhaus’u Nazi partisine şikâyet ettiler. Naziler için zaten sorun olan okulun önce finansal desteği kesildi. Ardından “Musevi ve Marksist barınağı” denilerek 1933 yılında kapatıldı. Ancak Bauhaus sistemi ardında silinmeyecek izler bıraktı ve kuruluş fikri daha sonra başka ülkelerde de nesnel yerelleştirmelerle yeniden filizlendi.

***

Bizdeki Köy Enstitüleri de bunlardan biridir. 1940’larda Türkiye’de Bauhaus sistemine çok benzer bir eğitim seferberliği başladı. Köy Enstitüleri endüstriyel ve kültürel kalkınma hedefiyle, Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un çabalarıyla 17 Nisan 1940 tarihinde hayata geçirildi. Tren yolu yakınlarına kurulan bu okullar, 21 bölgede köy okullarına öğretmen yetiştirecekti. Her ne kadar sanat temelinde kurulmuş değilseler de her öğrenci bir müzik aleti çalmayı öğreniyor, resim dersleri alıyor, okuyor, yazıyor, bir zanaat edinmeye özendiriliyordu. Köy Enstitüleri’nde de derslerin yarısı uygulamalı, yarısı teorik eğitimden oluşuyordu. Tonguç, Köy Enstitüleri’nin temel ilkesini “İş için, iş içinde, işle eğitim” olarak belirlemişti. Ona göre, uygulanmayan, işe dönüşmeyen bir bilgi geçerli değildi. Yalnız belleğe dayanan eğitim sistemi ise yararsızdı, çünkü yaşamda geçerliliği yoktu. Tonguç’un geliştirdiği sistem, UNESCO tarafından başka ülkelerde uygulanmak üzere model alındı ve çalışması örgütlendi.

***

Bauhaus, kültürel, ekonomik ve toplumsal bir yenilenme tasarısıydı. Köy Enstitüleri de aynı amaçla kurulmuştu. Toplumun çoğunluğuna ulaşacak bir yurttaş eğitimi projesi; toplumsal örgütlenme yolunda ciddi bir kültürel politikaydı. Eğitimin kademeli ve programlı bir gelişim hareketine dönüştürülmesi amaçlanıyordu. Uygulamalı sanatlarla yaratıcılığın kaynaştırılmasından beklenen ise estetik bilincin yükselmesi ve birlik içinde kalkınmaydı.

Köy Enstitüleri’nin kapatılma nedenleri Bauhaus ile benzer, neredeyse aynıdır. “Komünizm propagandası yapmak” gerekçesiyle 1954 yılında tümüyle kapatılmışlardır.

Haftaya, asıl kapatılma nedenleri ve kapanma süreçleri...

24 Nisan 2012 - Cumhuriyet Gazetesi

İnci ARAL