Köy Enstitüleri Gerçeği – III

Köy Enstitüleri Gerçeği – III

Bu köşede, Cumhuriyetimizin yeni insanının yaratılmasında, büyük devrim eğitimcisi İsmail Hakkı Tonguç’un görüşlerinden ve Köy Enstitüleri uygulamasıyla klasik eğitimbilim yaklaşımlarını yıkmasından söz etmiştik. Köy Enstitüleri üzerine konuştukça çok sık olarak; “Köy Enstitülerini yeniden mi açmayı düşünüyorsunuz?” Sorusuyla karşılaşıyoruz. Soru sahiplerinin aslında yanıtı da hazır; “Evet Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusun yüzde sekseni köyde yaşıyordu ve Köy Enstitüleri döneme uygun çok güzel bir uygulamaydı. Ama köy mü kaldı? Türkiye şimdi şehir ülkesi oldu… Siber çağda bilgi ve iletişim çok hızlı yayılıyor… Sibernetik yapay zeka yaşamın her alanında etkili bir rol oynamaya başladı… Belki de bu gerçeğe uygun kent enstitüleri açmak daha doğru olur…”

Evet ülke nüfusunun büyük çoğunluğu artık şehirlerde yaşıyor. İktidarın çıkardığı Büyükşehir yasası ile çok sayıda köy mahalleye dönüştürülmüş, üretici köylülüğün genel nüfus içindeki oranı oldukça düşük düzeye çekilmiştir… İktidar, bu hamlesiyle tarım arazilerini korumasız bırakarak rantçı taşınmaz piyasasının yağmasına açmıştır. Bu gerçekleri göz önünde tutarak soruna farklı bir açıdan yaklaşmaya çalışalım.

Köy Enstitüleri konusu, aslında iyi bilindiği sanılan ama aynı oranda gerçekte çok az bilinen ve işin özünden çok uzaklaşılmış bir konudur. Köy Enstitüleri neden bu kadar yaygın biçimde tartışılmaya, konuşulmaya başlandı. Öncelikli nedeni, iktidarın 22 yılda dokuz bakan değiştirerek, her yıl icat ettiği yeni bir uygulamayla eğitimi içinden çıkılmaz bir sorunlar yumağına çevirmesidir… Laik, seküler kamusal eğitim çökertilmiş, adım adım dinsel uygulamalarla şeriat okullara sokulmaya başlamıştır. Bu durumdan mutsuz olan laik, Cumhuriyetçi kesim de bir nostalji olarak Köy Enstitülerinin konuşulduğunu görüyoruz.

Öte yandan, açtığı özel okulda tavuk besleyen, meslek öğretmeyi ya da bir müzik aleti çalmayı Köy Enstitüleri eğitim anlayışı sayan bir sürü yanlış uygulama var. Köy Enstitülerinde yoksul köy çocuklarına parasız yatılı eğitim verildiği ve onların öğretmen olarak köylerine gönderildiği en çok bilinen yanı olmasına rağmen bu tanımlamada dahi önemli eksiklikler bulunmaktadır.

 Köy Enstitüleri, kuruluş kanunu birinci maddesinde; “Köy öğretmeni ve köye yararlı diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere; ziraat işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde Maarif Vekilliğince Köy Enstitüleri açılır.” ifadesinden de anlaşılacağı gibi, Köy Enstitülerinde yalnız öğretmen değil, köyün gereksinimi olan ebe, sağlık memuru, köy hekimi ile makine, elektrik ve ziraat. teknisyeni yetiştirilmek hedeflenmiştir.

Ancak Köy Enstitüleri projesi, İsmail Hakkı Tonguç’un, eşitlik, özgürlük ve kardeşlik temelli yeni demokratik toplum ütopyasının yalnızca bir bölümüydü. Tonguç; “Kurtuluş Savaşı’nda kanlarını verenlerin hakları ödenecekti. Yeteneklilere, çalışanlara hakları verilecekti. İmparatorluk döneminde olduğu gibi ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen sınıflar bulunmayacaktı. Cumhuriyet bu demekti. Devrim, en uygun koşulları bularak yeni insan tipleri yaratmak zorundaydı…” ifadesiyle Cumhuriyet’e eylem alanını genişletecek bir tanım getirmektedir.

Tonguç, bu tanımdan hareketle, Köy Enstitüleri sistemi ile devrimci Cumhuriyet’e gereken yeni insanı yetiştirmek amacındaydı. Bunun için “Köy Enstitülerinde yetiştirilen çocuklar, skolastiğe köle olmaktan kurtarılmaya çalışılmıştır. Onların kültürleri cila şeklinde ezberlenerek benimsenmiş bilgi değil, iş içinde iş aracılığıyla öğrenilen gerçek ve öz bilgidir.”

Tonguç’a göre geleceğin demokratik toplumunu kuracak ve geliştirecek olan genç kuşaklara verilecek eğitimin temeli de demokratik olmalıdır. Köy Enstitülerinde uygulanan eğitim modeli bu konuda da çağının çok çok ötesinde, bugün bile gerçekleşmesi olanaksız gibi görülen; eşitlikçi, özgürlükçü demokratik bir yönetim biçimiydi. Demokratik yapı lafta değil, uygulamada, ilkelerde ve yaratılan araçlar eliyle gerçekleştiriliyordu.

Her türlü kişisel ve keyfi yönetim biçiminden uzak tutulmaya çalışılan Köy Enstitülerinin iç yapılarında, enstitü yöneticilerinin ve öğretmenlerinin başlıca amacı; “öğrencilerin kendi kendilerini yönetmeleri” ilkesine dayanan bir gelişim sağlanması olarak belirlenmişti.

Köy Enstitülerinde her türlü yapım, ziraat, sanat, idare işleriyle öğretmen ve öğrencileri ilgilendiren resmî işler nöbetle öğretmen ve öğrenciler tarafından görülürdü. Hiçbir yönetici ve öğretmen, özel işlerinde enstitü çalışanlarını veya öğrencileri görevlendiremezdi.

Öğretmenliğe yakışmayacak lâubali hareketlere girişmek, sarhoş olmak, kumar oynamak, derse ve göreve geç gelmek gibi öğrencilere kötü örnek olabilecek hareketlerde bulunmak, öğrencileri dövmek, onlara hakaret etmek yasaktı.

Öğretmenler enstitüde çıkan yemeği öğrencilerle birlikte yemek zorundaydı. Özel konutlarına yemek götürmeleri yasaktı.

Enstitü işleri en az iki haftada bir bütün öğretmen ve öğrenciler bir araya gelerek konuşulurdu ve yine en az iki haftada bir eğlenti düzenlenirdi. Bu eğlentilere öğrencilerin ve öğretmenlerin katılmaları zorunluydu.

Enstitüde iş bölümüne göre türlü işlere dağılacak kümelere yapacakları işin önemi, ülkeye, ulusa ve kişiliklerine sağlayacağı yararlar anlatılarak iş gördürülürdü. Öğrencilere angarya biçiminde, anlamsız işler yaptırılmaz, işin soysuzlaşmasından öğretmen sorumlu tutulurdu.

Her öğrencinin öğretim programında saptanan kültür, ziraat ve sanat çalışmalarına katılması zorunluydu. Belli öğrencileri yalnızca belli işlerde uzun süreli çalıştırmak yasaktı.

Şartlar ne olursa olsun, her mevsim öğrencilere her gün serbest okuma yaptırılması ve onlara kitap okuma alışkanlığı kazandırılması zorunluydu...

Köy Enstitülerinde; klasik okullardaki mutlak otorite temsilcisi hiyerarşik yapılara yer yoktu. Köy Enstitülerinde işi ve eğitimi birlikte yürüten ve ortaya çıkan başarıların veya başarısızlığın sonuçlarını tartışan, ders çıkaran, kendi kendini yöneten eşit ve özgür öğrencilerle öğretmenlerin güçlü dayanışmasına dayalı demokratik eğitim vardı.

Bu temel uygulamalar ışığında diyebiliriz ki Köy Enstitüleri günümüzde de örnek alınacak ve yepyeni bir içerikle uygulanabilecek devrimci bir modeldir. Tonguç bir eğitim kurumu olmasına karşın Köy Enstitülerini yalnızca okul olarak değil, gelecekteki yeni demokratik topluma giden büyük örgütsel yapının çekirdeği bir örgüt olarak görüyordu.

Beşikdüzü Köy Enstitüsü kurucu müdürü Hürrem Arman bunu şöyle ifade ediyor: “Tonguç’a göre, Köy Enstitüleri; tabana ve emekçi yığınlarına hiçbir şey vermeden sürekli olarak onlardan almayı sağlayan düzenin karmaşık ağını, ...tabanı canlandırarak örselemek, yırtmak için kurulmuş, bütün yurdu kapsayan, tarihsel gelişimimize ve yapımıza uygun, bilimsel ve gerçekçi bir düzenin ve örgütün adıdır. Köy Enstitüleri bu amaçlarında, bugüne kadar gelen etkileriyle, büyük başarılar sağlamış, ...kendi içinde hiçbir çelişkiye düşmeyen kuruluş ve uygulamalarıyla bugün ve yarın için vazgeçilemeyecek yöntemler göstermişlerdir.”

Yapılan işin insanı yeniden yaratması süreci, söze değil işe önem verilmesi kişilik eğitimi ve çocuğun özgüven kazanması konusunda çok önemlidir. Bugünün eğitim sisteminde olmayan şey iş eğitimin eğitimbilim yöntemi olarak doğru kavranmamasından kaynaklanmaktadır.

KE’de yetişen çocuklar arasında kıskançlık duygusu yerine iyiyi takdir etme duygusu geliştirildi, doğanın verdiğini daha iyiyi yaparak topluma aynı ölçüde geri veren takdir edildi. Yarışmacılık yerine dayanışmacılık, imece kültürü takdir edildi ve geliştirildi.

Geniş tarım alanlarında yapılan üretim, işliklerde geliştirilen yetenekler ve hep beraber üretilen ve tüketilen ürünler onlarda dayanışma duygusunu artırdı.

Bugün birçok ailenin çocukları ile yaşadığı sorunların, çocuğun toplumsal uyum sorununun ve avantadan yaşama kültürünün önüne geçecek gerçek ilke budur.

Şimdi en baştaki “Köy Enstitülerini yeniden açmalı mıyız?” sorusuna dönelim… Dilimiz döndüğünce bu soruya yanıtın ne olması gerektiğini anlatmaya çalıştık... Sorunun çözümü eğitimbilim yönteminde saklıdır.

Adının ne olduğunun bir önemi yoktur… Siz Köy Enstitülerinde uygulanan Tonguç’un eğitimbilim yöntemini hangi ad altında uygularsanız uygulayın kişilikli, nitelikli, sorgulayan, kendisini iş içinde denemiş, yeteneklerini bilen ve onu geliştiren, yarışmacı olmak yerine dayanışmacı olan, iyiyi, güzeli ve onurlu olmayı ilke edinen gençler yetiştirmiş olursunuz.

Tonguç, Köy Enstitülerinin kapatılmasından yıllar sonra yaptığı bir değerlendirmede, ilerici devrimci güçlerin eğitimde neyi hedeflemeleri gerektiğine de açıklık getirmiştir:

“... Köy Enstitüleri denemesinin kazandırdığı değerlerden yararlanarak ulusumuzun karakterine uygun eğitim kurumları yaratılabilir. Bunlara yakışacak adı bulmakta zorluk çekilmez. Önemli olan isim değil özdür. Öz, adını da, sanını da kendisi getirir. Bu ulus gelecekte kendi çocuklarına, kendi gerçeklerine özgü Köy Enstitüleri benzeri kurumları mutlaka kuracaktır. Bu kurumların adı Köy Enstitüsü olmasa da varoluş nedeni kişilik eğitimi olacaktır. Kişilik eğitiminin temel direği demokratik eğitimdir...”

 Gökhan Bal

Yararlanılan Kaynaklar:

İsmail Hakkı Tonguç, Mektuplarla Köy Enstitüsü Yılları, Ekim 1976, İstanbul Hürrem Arman, Piramidin Tabanı I-II (YKKED Yayınları)

 

 

 

Kısaca YKKED

“Bizler, Cumhuriyetimizin en önemli eğitim projesi olan Köy Enstitüsü çıkışlılarının, kurucularının, çalışanlarının yakınları olarak yan yana gelip.